Ara
  • Prof. Dr. İbrahim Kaya

Güncelleme tarihi: 8 Oca



Yeni web sitemdeki bu ilk yazıda içinde yaşadığımız Yalan Çağı’nın en merkezi kötülük mekanizmasını yazmak istiyorum: İtibar Suikastı! İtibar suikastı, hedefteki kişinin itibarını yerle bir etmek amacıyla gerçekdışı isnatlarda bulunmaktır. İtibar suikastını kişisel onura ve itibara karşı her türden kötülüğü yapmaktan haz duyanlar gerçekleştirir ve bunu belirli bir hedefe ulaşmak bilinciyle yaparlar. Diğer bir ifadeyle, itibar suikastçıları hedefteki kişiyi itibarsızlaştırmak için bilinçli ve örgütlü hareket etmektedirler.

Asıl Hedef Kişiyi İptal Etmektir!


Dolayısıyla, itibar suikastında amaçlanan şey, kişinin itibarını sarsmak ve onu bir şekilde etkisizleştirmek, nihayetinde de kişiyi “iptal etmektir”. Yalanlar ve iftiralar sayesinde hedefteki kişiyi itibarsızlaştırmak demek ki hem linç hem de iptal kültürüyle ilişkilidir. Linç ve iptal kültürünün tutunmasında kuşkusuz sosyal medya platformlarının rolü çok merkezi bir roldür.


İtibar suikastçıları tarafından sosyal medya linç için imkân sunan bir platform olarak kullanılmaktadır. Sosyal medyada başlayan linç, hedefteki kişiyi lekelemek ve böylece onu iptal etmek amacını taşıdığından, itibar suikastçıları hedefteki kişinin insanların gözündeki itibarını zedelemek için yalanlarla ve iftiralarla saldırırlar. Kişinin itibarını oluşturan saygınlığı, güvenirliliği, çalışmaları, başarıları suikast sayesinde görünmez kılınmak istenmektedir.


Kısaca özetlediğimiz itibar suikastının nasıl devreye sokulduğunu ve işlediğini değerlendirelim. İçinde yer aldığı çevrede, üzerinde çalıştığı konuda veya geniş çaplı olarak kamuoyunda bilinen bir kişiye karşı itibar suikastı gerçekleştirmek amacıyla bilinçli hareket eden bir grup, önce sosyal medya platformu Twitter’da, hedefteki kişi hakkında asılsız bir iddiayı dolaşıma sokar. Örneğin kişinin tacizci olduğu şeklindeki bir iftira kısa sürede binlerce paylaşım yapılarak gündem haline getirilir. Öne sürülen iddiaların iftiradan ibaret olduğu apaçık ortadadır.


Yasal mercilere yapılmış bir şikâyetin yokluğu, kişinin iddia edilen hususta hiçbir soruşturma, kovuşturma geçirmemiş olduğu gerçeği, iddiayı ortaya atanların kendi isimlerini gizlemesi, iddialardaki hayatın olağan akışına terslikler, iddialardaki çelişkiler ve iddiaları destekleyen hiçbir belge, delil olmayışı öne sürülen iddiaların iftiradan ibaret olduğunu kanıtlamaktadır.


İtibar Suikastının Aracı Olarak Sosyal medya


Buna rağmen sosyal medyadaki linç hız kesmez. Birkaç gün boyunca bu asılsız iddiayı gerçek gibi yansıtma mücadelesi veren suikastçılar iftirayı gündemde tutmayı başarır. Bir insanın onuruna ve itibarına yönelik saldırıda bulunmaktan zerre kadar çekinmeyenlerin rahatça yalan söyledikleri ve linç kampanyası düzenledikleri bir platforma dönüştürülen Twitter’daki paylaşımların erişime engellenmesi yönünde Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği karar kendisini ulusal yargı sistemlerinin üstünde gören Twitter tarafından uygulanmaz.

Twitter’daki paylaşımlar Facebook’ta da paylaşılır ve bu paylaşımlar için de Sulh Ceza Mahkemesi içeriğin kaldırılması kararı verir ama kendisini ulusal yargı sisteminin üstünde gören Facebook da kararı uygulamaz. Kişinin haklarının açıkça ihlal edildiğini ve bu sebeple ilgili paylaşımların erişime engellenmesi/içeriğinin kaldırılması zaruretini vurgulayan Mahkeme Kararlarının uygulatılması hususunda ülkemizin hiçbir gücünün olmaması ise açıkça adaletin tesis edilmesindeki büyük bir aksaklıktır.


Suikastın Açtığı Derin Yara

Neticede kişiye yönelik iddiaların asılsız olduğu, kişiye iftira atıldığı yani kişinin itibar suikastına uğradığı hukuken kanıtlanır. Ancak linç kampanyasının aktörleri yani “suikastçılar” yine de gerçekleştirdikleri suikastla bir bakıma başarılı olurlar. Kişinin itibarını, onurunu zedeleme savaşlarının muhakkak sonuçları olur. Suikastın açtığı derin bir yara vardır. Bu yara suikasta uğrayan kişinin eşinin ve çocuklarının veya dostlarının ve yakınlarının huzurunu bozan yaradır. Kişinin kendisinin üzülmesi, sinirlenmesi, sağlığıyla ilgili problemlerin ortaya çıkması canını o kadar yakmaz. Ama eşinin ve çocuklarının ya da yakınlarının ve dostlarının yaşamlarının altüst olması ve huzurlarının ellerinden alınması, itibar suikastçılarının ve linç kampanyacılarının açtığı derin yara olur.


İtibar suikastına uğrayan kişinin zamanının büyük bölümü suikastçıların yalan söylediklerini, iftira attıklarını kanıtlamakla geçer. Yani yaşamı altüst olur. İtibar suikastı elbette bir insanın hayatına kastetmektir. Amaç çok nettir: kişinin yaşama sevincini kaybetmesini sağlamak! Hedefteki kişinin çalışma yapmasını önlemek, huzursuz ve mutsuz olmasına yol açmak, hayata küsmesini sağlamak ve böylece onu iptal etmek itibar suikastçılarının nihai hedefidir. Bu hedef zaman zaman hedefteki kişinin hastalanmasına, ölmesine veya intihar etmesine sebep olmaktadır. Bu husustaki örnekler son yıllarda az sayıda değildir.


Sonuç olarak, itibar suikastının kelimenin gerçek anlamındaki suikasttan bir farkının olmadığı aşikâr. İçinde yaşadığımız Yalan Çağı’nın en merkezi kötülük mekanizması olan İtibar suikastını ayrıntılarıyla incelemek gerektiği de aşikâr. Böyle bir inceleme ise kuşkusuz bir kitap konusudur. Bu sebeple, itibar suikastına uğrayanların kitabı olacak bir kitap yazılmasına ihtiyaç duyulduğu da aşikâr. Kimsenin itibar suikastına uğramadığı günleri görmek dileğiyle şimdilik hoşça kalın.


Not: Sosyoloji alanı dışındaki ilk eserim, “Seha Nehri Ülkesinde Sonbahar” isimli romanım Mokita Yayıncılık tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlandı.